Asa-yı Musa  /  Sayfa 27Asa-yı Musa - Sayfa 27 (Yedinci Mes’ele) Yedinci Mes’ele
Yedinci Mes’ele

YEDİNCİ MES’ELE


[Denizli hapsinde bir Cuma gününün meyvesidir.]

 

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

 وَمَآ اَمْرُ السَّاعَةِ اِلاّ كَلَمْحِ الْبَصَرِ اَوْ هُوَ اَقْرَبُ . مَا خَلْقُكُمْ وَلاَ بَعْثُكُمْ  اِلاَّ كَنَفْسٍ وَاحِدَةٍ . فَانْظُرْ اِلى اَثارِ رَحْمَةِ اللّهِ كَيْفَ يُحْىِ اْلاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا اِنَّ ذالِكَ لَمُحْيِى الْمَوْتى وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ قَديرٌ

 

            Bir zaman Kastamonu’da "Hâlıkımızı bize tanıttır." diyen lise talebelerine sâbık Altıncı Mes’elede mektep fünununun dilleriyle verdiğim dersi, Denizli Hapishanesinde benimle temas edebilen mahpuslar okudular. Tam bir kanaat-ı îmâniye aldıklarından âhirete bir iştiyak hissedip, "Bize âhiretimizi de tam bildir; tâ ki: Nefsimiz ve zamanın şeytanları bizi yoldan çıkarmasın, daha böyle hapislere sokmasın." dediler. Ve Denizli hapsindeki Risale-i Nur Şâkirdlerinin ve sâbıkan Altıncı Mes’eleyi okuyanların arzuları ile, âhiret rüknünün dahi bir hülâsasının beyanı lâzım geldi. Ben de Risale-i Nur’dan bir kısacık hülâsa ile derim:

 

            Nasılki Altıncı Mes’elede biz Hâlikımızı Arzdan, semavattan sorduk; onlar fenlerin dilleri ile güneş gibi Hâlikımızı bize tanıttırdılar. Aynen biz de âhiretimizi başta O bildiğimiz Rabbimizden, sonra Peygamberimizden, sonra Kur’anımızdan, sonra sair Peygamberler ve mukaddes kitaplardan, sonra melâikelerden, sonra kâinattan soracağız.

 

            İşte, birinci mertebede âhireti Allah’tan soruyoruz. O da bütün gönderdiği elçileriyle ve fermanlariyle ve bütün isimleriyle ve sıfatlariyle:"Evet âhiret vardır ve sizi oraya sevk ediyorum." ferman ediyor. Onuncu Söz, oniki parlak ve kat’i hakikatlar ile bir kısım isimlerin âhirete dair cevaplarını isbat ve izah eylemiş. Burada, o izaha iktifâen gayet kısa bir işaret ederiz.

 

            Evet, madem hiçbir saltanat yoktur ki, o saltanata itaat edenlere mükâfatı ve isyan edenlere mücâzatı bulunmasın. Elbette Rububiyyet-i Mutlaka mertebesinde bir Saltanat-ı Sermediyyenin, o saltanata îmân ile intisab ve tâat ile fermanlarına teslim olanlara mükâfatı ve o izzetli saltanatı, küfür ve isyanla inkâr edenlere de mücâzâtı, o Rahmet ve Cemale, o İzzet ve Celâle lâyık bir tarzda olacak diye Rabbü’l-Âlemin ve Sultanü’d-Deyyan isimleri cevap veriyorlar.

 

            Hem mâdem güneş gibi, gündüz gibi, zemin yüzünde bir umumi rahmet ve ihâtalı bir şefkat ve kerem gözümüzle görüyoruz. Meselâ: O rahmet, her baharda umum ağaçları ve meyveli nebatları; Cennet hûrileri gibi giydirip, süslendirip, ellerine her çeşit meyveleri verip bizlere uzatıp "Haydi alınız, yeyiniz." dediği gibi; bir zehirli sineğin eliyle bizlere şifalı, tatlı balı yedirdiği ve elsiz bir böceğin eliyle en yumuşak ipeği bizlere giydirdiği gibi, bir avuç kadar küçücük çekirdeklerde, tohumcuklarda binler batman taamları bizim için saklayan ve ihtiyat zahiresi olarak o küçücük depolarda yerleştiren bir rahmet, bir şefkat; elbette hiç şüphe olamaz ki, bu derece nâzeninâne beslediği bu sevimli ve minnettarları ve perestişkârları olan mü’min insanları îdam etmez. Belki; onları daha parlak rahmetlere mazhar etmek için hayat-ı dünyeviye vazifesinden terhis eder diye Rahim ve Kerîm isimleri sualimize cevap veriyorlar; "El-Cennetü Hakkun" diyorlar.

 

            Hem mâdem biz gözümüzle görüyoruz ki: Umum mahlûklarda ve zemin yüzünde öyle bir hikmet eli işliyor ve öyle bir adalet ölçüleriyle işler dönüyor ki; akl-ı beşer onun fevkinde düşünemiyor. Meselâ: İnsanın bin cihâzâtına takılan hikmetlerinden yalnız bir küçük çekirdek kadar kuvve-i hâfızasında bütün tarihçe-i hayatını ve ona temas eden hadsiz hâdisatı o kuvvecikde yazıp, onu bir kütüphâne hükmüne getirip ve insanın haşirde muhakemesi için neşir olacak olan defter-i âmâlinin bir küçük senedi olarak her vakit hatırlatmak sırrı ile her insanın eline vererek dimağının cebine koyan bir ezelî hikmet; ve bütün masnuatta gayet hassas mizanlar ile âzâlarını yerleştiren, mikroptan gergedana, sinekten simurga kuşuna, bir çiçekli nebattan milyarlar, trilyonlarla çiçekler açan bahar çiçeğine kadar, israfsız ölçülerle bir tenâsüp, bir muvazene, bir intizam ve bir cemâl içinde masnuatı bir hüsn-ü san’at yapan ve her zîyahatın hukuk-u hayatını kemâl-i mizanla veren; iyiliklere güzel neticeler ve fenalıklara fena neticeler verdiren ve Âdem (A.S) zamanından beri tâğî ve zâlim kavimlere vurduğu tokatlarla kendini pek kuvvetli ihsas ettiren bir adâlet-i Sermediye, elbette ve hiç şüphe getirmez ki: Güneş gündüzsüz olmadığı gibi, o hikmet-i Ezelîye, o adâlet-i Sermediye, âhiretsiz olmazlar ve ölümde en zalimlerin ve en mazlumların bir tarzda gitmelerindeki âkibetsiz bir dehşetli

 

          (Sh:Asâ.28)    



 Önceki 
 Sonraki 


Risaleinurkulliyati.com bir HARUN YAHYA sitesidir. Yazar Hakkında | Bize Ulaşın | Diğer Siteler