Nur Çeşmesi  /  Sayfa 91Nur Çeşmesi - Sayfa 91 (Otuzikinci Sözün Birinci Mevkıfı)
Otuzikinci Sözün Birinci Mevkıfı

                        Evet herbirimiz kudret-i Vâhid-i Ehadin birer mu'cizesi ve şeceri-i hilkatin birer muntazam meyvesi ve vahdaniyyetin birer münevver bürhan ve melâikelerin birer menzili birer tayyaresi, birer mescidi ve avâlim-i ulviyenin birer lâmbası, birer güneşi ve saltanat-ı Rubûbiyyetin birer şâhidi ve feza-yı âlemin birer zineti, birer kasrı, birer çiçeği ve semâ denizinin birer nurani balığı ve gökyüzünün birer güzel gözü (Hâşiye l) olduğumuz gibi, hey'et-i mecmuamızda sükunet içinde bir sükût ve hikmet içinde bir hareket ve haşmet içinde bir zinet ve intizam içinde bir hüsn-ü hilkat ve mevzûniyet içinde bir kemâl-i san'at bulunduğundan Sâni-i Zülcelâlimizi, nihayetsiz diller ile Vahdetini, Ehadiyyetini, Samediyyetini ve evsâf-ı cemâl ve celâl ve kemâlini bütün kâinata ilân ettiğimiz halde, bizim gibi nihayet derecede sâfi, temiz, mûti, musahhar hizmetkârları karmakarışıklık ve intizamsızlık ve vazifesizlik, hattâ sahipsizlik ile ittiham ettiğinden tokata müstehaksın."der. O müddeinin yüzüne recm-i şeytan gibi bir yıldız, öyle bir tokat vurur ki, yıldızlardan tâ cehennemin dibine onu atar. Ve beraberinde olan tabiatı (Hâşiye-2) , evham derelerine ve tesadüfü, adem kuyusuna ve şerikleri, imtina ve muhaliyet zulümatına ve din aleyhindeki felsefeyi, esfel-i sâfilinin dibine atar. Bütün yıldızlarla beraber o yıldız:

لَوْ كَانَ فِيهِمَآ اَلِهَةٌ  اِلاَّ  اللَّهُ لَفَسَدَتَا      ferman-ı kudsisini okuyorlar. Ve "Sinek kanadından tut, tâ semâvat kandillerine kadar, bir sinek kanadı kadar şerike yer yoktur ki, parmak karıştırsın" diye ilân ederler.

سُبْحَانَكَ لاَ عِلْمَ لَنَا اِلاَّ مَا عَلّمْتَنَا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ

 



 

(Hâşiye-l): Cenâb-ı Hakk'ın acâib-i masnuatına bakıp, temaşa edip ve ettiren işaretleriz. Yâni: Semavat, hadsiz gözlerle zemindeki acâib-i san'at-ı İlâhiyyeyi temâşa eder gibi görünüyor. Semânın melâikeleri gibi, yıldızlar dahi mahşer'i acâib ve garâib olan arza bakıyorlar ve zîşuurları dikkatle baktırıyorlar, demektir.

(Hâşiye-2): Fakat, sukuttan sonra tabiat, tövbe etti. Hakiki vazifesi, te'sir ve fiil olmadığını, belki kabûl ve infi'al olduğunu anladı. Ve kendisi Kader-i İlâhînin bir nevi defteri- Fakat, tebeddül ve tegayyüre kabil bir defteri ve Kudret-i Rabbâniyyenin bir nevi programı ve Kadîr-i Zülcelâlin bir nevi fıtrî Şeriatı ve bir nevi mecmua-i kavânîni olduğunu bildi. Kemâl-i acz ve inkiyâd ile vazife-i ubûdiyyetini takındı. Ve fıtrat-ı İlâhiyye ve san'at-ı Rabbâniye ismini aldı.


 Önceki 
 Sonraki 


Risaleinurkulliyati.com bir HARUN YAHYA sitesidir. Yazar Hakkında | Bize Ulaşın | Diğer Siteler